15.03.2015 - { 06:52 }
Şükrü Nail Paşa Anlatıyor

Çanakkale’de ileri hattayız. Düşman Keçideresi’nin karşısına makineli tüfeklerini kurmuş, durmaksızın bu dereyi ateş altında tutuyor. Burada her gün bizden on, onbeş kişi şehid oluyor. Bir gün teftişe gittim. Teftiş sırasında tabi o dereden de geçmek icap etti. Dere başına gelince, alay kumandanı bana:

“Burası Sırat köprüsüdür. Evvela ben geçeyim. Sonra siz geçersiniz” dedi.
Kırk adım kadar olan mesafeyi koşarak geçti. Ben de arkasından koşarak geçtim. Düşman durmaksızın ateş edip duruyordu. Geçtikten sonra arkama baktığımda, ne görsem beğenirsiniz: Bir Mehmetçik, elinde karavana bakraçları, ateşe hiç aldırmadan, ağır ağır geliyor.

“Koş oğlum, koş. Vurulacaksın” diye bağırdım.
Sesimi işitmemiş gibi hiç istifini bozmadı. Aynı yürüyüşle yanıma kadar geldi. Niçin koşmadığını sordum. Ne cevap verdi bilir misiniz?

“Koşsaydım, bakraçlardaki bakla çorbası dökülürdü. Arkadaşlarım aç kalırlardı. Düşmandan kaçılmaz, kumandanım.

15.03.2015 - { 06:50 }
Yaralı Bir Mehmet

Yüzbaşı Mehmet Ali Bey anlatıyor

Arıburnu'nda yapılan gayet şiddetli bir hücumdan üç gün sonra Kanlı Sırt'ta en ileri mevziye gitmiştim.

Kanlı Sırt Avustralyalıların bizden en çok dayak yediği sırttır.

İleri mevzide, takım kumandanı bizimle düşman siperleri arasındaki sahadaki çukurlardan birinde inilti halinde boğuk bir sesin işitilmekte olduğunu söyledi. Açıkgöz, çevik iki keşif neferi göndermesini söyledim ve merakla hadiseyi takip ettim.

Keşif kolu daha hazırlanmamıştı ki, Anadolu lehçesiyle "Amanın arkadaşlar... Düşman bombalarıyla geliyor ...!" diyen bir ses işittik.

Hemen bir tenvir tabancası (aydınlatma mermisi atan tabanca ) ile aydınlattığımız o saha üzerinde gördük ki kuvvetli bir Avustralya taarruz kolu ilerlemekte...

Hemen şiddetli bir ateşle bunları siperlerine kovuverdik.

Sonra semalardan gelen tatlı bir hitapla bize bu düşman taarruzunu haber veren o meçhul askeri bulmak istedik.

Gönderdiğimiz keşif kolu bize şu askeri getirdi. Yüzbaşı Mehmet Ali Bey kırmızı kenarlı küçük bir siyah defterin lastiğini çıkardıktan sonra :

Künyesini veriyorum: 47. Alay Kumandanı Şehit Tevfik Bey' in boru neferi Antalya'nın Kağnıcılar Köyü'nden Sarı İbrahim Oğlu Mehmet...

İşte bu Mehmet'i son nefesini verirken getirdiler... Bu nefer üç gün evvel yapılan büyük hücumda düşman siperleri önünde yaralanmış. Geceleri karanlıklar içinde sürüne sürüne ancak üç günde bizim sipere yaklaşabilmiş.

Düşünün birçok yaralardan sonra, birçok tehlikeler arasında gece karanlıklarında siperlerimize kadar sürünen bu kahraman çocuk hayatının son deminde kendine değil; fakat siperdeki arkadaşlarına unutulmaz büyük bir fedakârlık göstermiş (siperlerimize bize fark ettirmeden yaklaşan) düşmanın baskınını bildirmiş.

Siperlere doğru yaklaşan düşman birliğini gören Mehmet: "Düşman geliyor..." diye bağırarak arkadaşlarını uyarıp bir baskını önlemiştir.

"İşte beyefendi Çanakkale Muharebelerine hâkim olan sır, burada bu ölmeyen, bu büyük fedakârlık ruhundadır."

15.03.2015 - { 06:48 }
Yüksek Ruhlu Adam - Şehit Kemal Bey

2. Tüm.Kur.Başkanı

Şehit Yzb Kemal Bey

“ ....Maruf sima değil mi efendim? (Hani tayyare ile Mısıra uçan zabit...) Ta kendisi... Kemal... Yüksek ruhlu adam.”

Bütün fırka cepheyi işgal etmiş, müdafaaya sarılmıştı. İki alayın birleştiği bir vadinin başında ufak bir gedik açan Fransızlar iki alayı birbirinden ayırmaya çalışırken, bilir misiniz Kemal Bey ne yaptı? Yaptığı şey belki vazifesinin haricindeydi... Şüphesiz böyle... Fakat sönmeyen bir cidal ateşiyle eline geçirdiği bir makineli tüfeği vadinin altına koydu ve Fransızları ipe dizer gibi yere dizdi...”

 Diyerek arkadaşlarının övüp anlattığı yüksek ruhlu, insan güzeli, vatanı canından aziz bilen bu kahramanımızı savaş meydenında tanıyalım:        

              2.Tümen Kereviz derenin güney batısındaki mevzilere yerleştirilmişti. Fransızların üç gün aralıksız ateşleri sonucu etrafta duman yığınından başka bir şey görünmüyordu. 2. Tümen kurmay başkanının ağır yaralı olduğu haberi üzerine Tümenin kurmay başkanlığı görevini deruhte etme emrini aldım. Durum çok kritikti. İki alay komutanı ile birlikte bir alayı Kereviz derenin doğusunda hazırlanmış olan mevzileri himaye için görevlendirdik. Biraz sonra Kemal’i ağır yaralı olarak getirdiler. Kemal önce kol bileğinden yaralanmış, buna hiç ehemmiyet vermeyip kendisi hemen bir bezle sarmış ve savaşa devam etmiş. Bir müddet sonra büyük bir şarapnel parçası kasığını parçalamış, o gene devam etmişti.

            İçinde bulunduğumuz kovuğa onu yerleştirdik. Burası hem Tümen karargahı, hem telefon merkeziydi.

            Biraz sonra gelen Tümen komutanı çok heyecanlı vaziyette; artık yapacak bir şey kalmadığını, Tümenin arkadaki ikinci hatta alınmasını söylerken, yatağında baygın vaziyette olan Kemal zorlukla biraz doğrulup:

            “Sakın geriye almayınız, sakın çekilmeyiniz” diye mırıldanıyordu. Konuşmalar devam ederken “bu siperler artık dayanamaz” denilince o:

            “Dayanır, dayanır sakın çekilmeyin” diye adeta inliyordu.

            Ağır yaralı bu kahraman acılar içinde kıvranırken bizden ilaç, ekmek, su değil; Tümenin geri çekilmemesini istiyordu. Onun dediğini yaptık. Biraz sonra Fransızların en büyük saldırısı oldu Cepheyi ve cephe gerisini çok iyi tanıyan Kemal’in dediği oldu ve bu siperler düşman Çanakkale’den çekilinceye kadar elimizde kaldı.

            Bu kahraman asker 19Mayıs Kanlısırt’ta, 4 Haziran Zığındere’de, 19-21 Haziran Kerevizderedeki üç gün aralıksız devam eden savaşlaradan sonra Çanakkale’deki Mevki Hastanesinde şehit olmuştur. Naşı 1959 yılında bir subay sekiz erle birlikte Havuzlar bölgesindeki mütevazi şehitliğe defnedilmiştir.

Emekli kur.Yzb. Celel Germiyanoğlu anlatıyor.

Gazi Hatıraları
Kayıtlı veri bulunamadı..