15.03.2015 - { 07:03 }
Osman Kaçmaz

Çan - Çomaklı Köyü'nden 1307 (1891) doğumluyum. Esas yaşım 92. Ama nüfusa küçük yazdırmışlar. Önce Balkan Harbine gittim. Sonra Çanakkale'de İngilizlerle çarpıştım. Bağdat'a bile gittim. 10 senede geldim köyüme.

Balkan Harbine gittik. Kafam de pek yerinde değil şimdi. Nasıl anlatayım bilmem ki. Kırklareli taraflarındaydım. Oraya gidiyorum. Siz buranın askeri değilsiniz, diyorlar. Çobansız koyun gibi ordan oraya geziyoruz. Birliği bulamadım. En sonunda 14. Alayı buldum. 7 gündür açım. Çok açlık çektim oralarda. Evlerin kapılarını çalıyorum. Ekmek istiyorum. Yok, diyorlar, vermiyorlar. Tüfeğimde de bir tane mermi yok.
Bir evin önüne geldim. Et kokuları burnuma geliyor. Camdan baktım içeri. Askerler et yiyorlar. Oturmuşlar 8 kişi hepsi. Ben de o zaman Osman Pehlivan'ım. Kapıya bir yüklendim. Pervazıyla birlikte "Çatarrrt" diye kapı yıkıldı. İçerdekiler kasaturayı çektiler. Ben de tüfeği çektim. Neyse zorla oturdum sofraya. Karnımı bir iyice doyurdum. Karnım doyunca , alnımın damarı "çatartdanak" açıldı. Kırklareli'nin Karaağaç Köyünde oluyor bu. Seferberlikte de Çanakkale'ye gittik. Gavur zırhlıları top ateşiyle Kumkale'yi dövdükler önce. Biz de Kumkaledeyiz. Hava da soğuk. Zemheri çıktımı mı ne? Yağmur öyle yağıyordu ki istihkamın içi su dolu boğulacağız.

Az miktarda asker çıkardı kafir Kumkale'ye. 2 takım, 80 kişi kadar. Biz 2 alay varız. Palaska, portatif kürek, tüfekle yasladık kafirin askerini. Karıştı ortalık. Bir kısmı öldü, bir kısmı kaçtı, çekildi geri. Denize kaçanlar kayıklara çabalıyorlardı. Bizim yüzbaşının adı Abdülkadir Bey'di. Sonra karşıya geçirdiler bizi. Zığındere, Kirte Tepe, Anafarta ve Kemikli

Burun'a gittim. Buralarda savaşlara katıldım.

Zığındere'de tüfeğin ucunu çıkarırdık mevziden, düşman hemen ateşe başlardı. Zığındere’deydi galiba, yoksa Kirte de mi? Gün inerken hücuma geçtik, yatsıya kadar sürdü hücum. 7–8 kişi kalmıştık akşam hücumdan sonra. 4 defa Çavuşluk geldi bana. Fadayi çıkardım ben hep. Kasığımdan yara aldım. Bida'da taş Mektep hastanedeydi. Az yattım. İyileştim. Anafarta'ya gittim tekrar. 15. Alayda idim. Mustafa Kemal bizim zamanımızda orada tabur kumandanıydı. İstiklal Harbini kazanınca büyük nam aldı. Ben çok gördüm. Askerin başında da gördüm. Cesur Paşa derlerdi. Çanakkale Cephesinde 2 sene kaldım. Sonra bizi ayırdılar, Arabistan'a gönderdiler.

Yürüyerek Bağdat'a gittik. 22. Alaya gittik. Alay Kumandanımız Hacı İbrahim Bey'di. Halil Paşa vardı Bağdat'ta. Onu da gördüm.

Zığındere'de yanımda Çan'ın Yaveler Köyünden iki kişi vardı. Benim gibi asker. Biri Yetim İsmail, öteki Koca Bıyık İsmail'di. Yetim İsmail:

- Ayıttan matarada çay demleyeceğim, dedi. "Gitme" dedimse de dinlemedi. Ayıt toplamaya giderken gavurun tek kurşunuyla öldü.

Fedai idim ben. Kim gidecek dediler mi? Hemen ben atılırdım. İki yerimden yaralandım. Kasığ vebelimden.

Mevzilerde askerler bir yere gelince; herkes anasının pişirdiği yemeklerden bahsederdi.  "Anam dolma yapardı. Anam kuskus pişirince yanına da hoşaf yapardı" gibi laflar konuşulurdu. Açlık vardı da tabii ondan…

15.03.2015 - { 07:01 }
Ömer Üner

Ezine  Geyikli Bucağı'ndan Ben Mehmet Çavuş oğlu Ömer. 1313 (1897) de doğmuşum. 84 yaşındayım.

Ezine'de başladı askerliğim. Sonra 24. Fırka, 2 Alay, 3. Tb. 11. Bölükteydim. Kumkale'de deniz kıyısında bekledik. İstihkâmlarda 3 ay durduk. Anafartalar istihkâmlarında düşman çekilmişti artık. Topları, tüfekleri, yiyecekleri yığılı. Bırakmış her şeyini. Çanakkale'den Gülcemal Vapuru ile İstanbul'a geldik. Yeni elbise, gözlük. Alman silahı verdiler. Konya'dan Adana, Halep, Şam'a. Oradan Kudüs, Hayfa, Yafa Tel-el Şehir diyorlar. Bir çöle indik. Denizde İngiliz donanması var. Gemilerden top ateşi devam ediyor. Elektrik yakıyorlar gemiler. Aydınlık oluyor her taraf. Bizi, yılgınlık gibi kısa, küçük çalıların arasında bir gün tuttular. İkinci günün gecesi istihkâmlara girdik. Harp devam ediyor. İngiliz birlikleri karaya çıkmışlar. Deniz kıyısındaki istihkâmlardan ateş ediyorlar. Denizdeki gemilerinden de top ateşi yağıyor üzerimize. Biz İngiliz'in üzerine gidiyoruz Gemilerden yağmur gibi şarapnel yağıyor üzerimize. Gökyüzünde bir kuş uçamaz kadarına mermi yağıyor. Bu durum karşısında “Biz öleceğiz, geri dönmeyeceğiz.” dedik.

Alay  Kumandanı Sırrı Beyle   Tabur   Kumandanımız İsmet Zeki  Bey bağırdılar:

- Arkadaşlar! Ölmek var dönmek yok. Süngü tak! İleri! Hücum! Diye.

İstihkâmdan çıktık.   Ölen ölüyor,   vurulan düşüp kalıyor.

Günü Karabiga'ya giden vapura bindirdiler. Çıktık Karabiga' ya. Oradan köyüme geldim.

Kuvayi Milliye'ye üç gün gittim. Balya'ya kadar gittik. Oraya vardığımızda “Herkes başının çaresine baksın.” dediler. Dağıldık. Ben tekrar köye geldim. Sonraları köye Yunanlılar geldiler. Herkese vesika dağıttılar. Vesikasız köyün dışına çıkarmazlardı. Köye Yunan Karakolu kurulmuştu. Yunanlılar köyde kadınlara kızlara ilişiyorlardı.

Hanife'ydi adı. 16 sene önce öldü. Çocuklardan üçü öldü. İki kız, iki erkek çocuk hayatta. Kendilerine bakamıyorlar ki, bana faydaları olsun. Yarı aç yarı tok burada vakit tamamlıyorum. Yaşlılara maaş dağıttılar, bize ordan da bir şey düşmedi. Madalyam da vardı. Hem de iki tane. Bir Alman, bir Türk Madalyasıydı. Gazze'de 2. istikâmlarda kurt kuyularının içindeydik. Yüzbaşı ile binbaşı beraber dağıttılar. İsmet Zeki Bey'le, Nuri Bey. 30 kişiye vermişlerdi.

 “Oğlum, sizler çok iyi çalıştınız. Onun için hükümet bunları size veriyor. Köyünüze giderseniz, daha çok işinize yarayacak bu madalyalar.” dediler.

Esir düşünce İngilizler madalyalarımızı aldılar. Bir daha da vermediler.

Yunan Subayları ve askerleri köyde bize:

 - Mustafa Kemal, çetedir. Siz Yunansınız. Biz buralardan gitmeyeceğiz. diyorlardı. Bir gece ansızın kaçtılar köyümüzden Yunanlılar. Giderken de evleri, ağılları yaktılar.

Atatürk'ü Anafartalar Cephesinde gördüm. Ben Yüzbaşı Nuri Bey'in postası idim o zaman. Yüzbaşı ile posta gitmiştik. Yüzbaşı onun bulunduğu istikama girdi. Atatürk'le konuştular. Ben dışarda bekliyordum. Askerlerden biri dedi ki:

- Kemal bu. Çok iyi adam. Selanikliymiş. Çok hatırnaz adam.” Orada görmüştüm. Arabistan Cephesinde, hücumlar sırasında yüksekçe bir yerden atlamıştım. Dengem bozulunca fena çarptım yere. Bir kaya parçası dizimdeki siniri ezmiş. O günden bugüne acısı artıp duruyor.

15.03.2015 - { 06:58 }
Recep Tural

Biga – Karabiga 1895 (1311) doğumluyum. 86 yaşındayım. Çanakkale Savaşlarına katıldım. Rus Cephesine gittim. İstiklâl Savaşına girdim. Topçu çavuşuydum.

Çanakkale Cephesinde 2,5 sene kaldım. 27. Alay 2. Tabur, 4. Bataryadaydım. 10.5'luk Avusturya toplarımız vardı. Uçmakdere ve Kocaanafarta’ da toplarımızla çok ateş ettik düşmana. Kumandanlarımız Binbaşı Halit Bey, Edirneli Harun Efendi, Üsküdarlı Halit Efendi'ydiler.   

Atatürk, bizim solumuzda Conkbayırı’ ndaydı. Cesurluğunu söylerlerdi. Gavur ateş ederken mızıkasını çalarmış, kesmezmiş...

Çanakkale'den bir kısım ordular Arabistan'a gittiler. Biz Rus Cephesine gittik. Erzurum’ un yanında Değirmenkaya’ da, Ruslarla çarpıştık. Sarıkamış, Arpaçayı, Gümrü, Gence, buraları aldık Ruslardan. O sırada

Ruslar karıştılar. Batum'a geldik. Denizde hem Rus'un, hem İngiliz'in zırhlıları vardı. Biz karadan yürüyerek, deniz sahilinden kışın Samsun'a geldik. Rumlar çeteler kurmuşlar. Türklerin ellerinden her şeylerini alıyorlardı. Biz o kış Rum çeteleriyle uğraştık hep. İlkbaharda Atatürk Samsun'a geldi 19 Mayıs'ta.

Atatürk'ün Samsun'a çıktığını gördüm. İskele filan yoktu. Gemi yanaşamadı. Caminin yanında sandal iskelesi vardı. Atatürk o iskeleye çıktı.

Oradan Sivas'a gittik; Sivas'ta Fevzi Paşa ve Atatürk'ü çok gördüm. Sivas'ta 3. Kolordudaydım.

Sivas'ta bizi seçtiler Ankara'ya gönderdiler. Yunan da İzmir'den çıkmıştı artık. Ankara'da 5-10 gün durduk. Bizi tekrar ayırdılar. Topçuyuz ya. «Çıksın topçular» dediler. Beş kişi çıktık biz. Eskişehir'den bize 12lik top teslim ettiler. Ben çavuşum, ötekiler asker. 41. Fırkaya verdiler bizi. Toros Dağlarına gittik Fransızlarla harp yapmaya. Fransız Cephesinde 7 ay bulunduk. O kış harple geçti dağlarda. Bir sabah beyaz bayraklı bir Fransız tayyaresi gezdi üzerimizde. Fransızlarla barış oldu. Pozantı'ya indik. Pozantı'dan trene bindik, Afyon'a geldik. Balmahmut İstasyonu'nda indik. Gece yürüyoruz. Mart ayı yerde de kar var. Dumlupınar'ın yanına, Söğütlü köyüne gelip çadır kurduk. Arka çantalarımızı bu çadıra bıraktık. Savaş devam ediyor Yunanlılarla. Dumlupınar'da düşman fazla geldi. İkindi sırası geri çekildik. Sinanpaşa Köyü dedikleri yerde bir ova. Yunan'ın tayyareleri filan var. Ateş yağdırıyor. Orada da duramadık. Çekildik. Köprülü Köyü'ne geldik. Mevzilere girdik. Buradaki mevzilerde 24 saat savaş devam etti. Hep ateş, hep ateş.

Asker de aç. Yüzbaşı bana dedi: 

-Git şu arkadaki köyde yiyecek hazırlamışlar. Bu işi senden başkası yapamaz. En eski sensin bunların içinde, git şu yemekleri getir.

Gittim. Bir kağnı arabasına yükledik üç kazan patates, 6 çuval ekmek. Tam bizim topların mevzilerinin yanına yaklaşmıştım bir mermi düştü yakınıma mermi bir taşa çarptı, bir parçası geldi arabaya vurdu, tekerlekler kırıldı, kaldı araba. Asker çıkıverdi mevziden. Yakınlamıştık iyicede. Öküzüyle, arabasıyla tuttular kazanları, ekmekleri mevziye indiriverdiler.

Bir iyice doyundu arkadaşlar. Ben gece arabayı aldım. Tamir ettik o arada arabayı da. Tekrar köye götürdüm. Bir mermi yağıyor ama, o kadar olur. Denk gelmedi. Ecelim yokmuş.

Ertesi gün Yunan yüklendi bize. Afyon da yanıyor gümbürdüyor.

Afyon tarafından bir süvari geldi: "Afyon teslim oldu.  Yunan Afyon'a girdi. Siz de başınızın çaresine bakın." dedi.

Biz 8 topuz. 4 top ateş ediyor. 4 top geri çekiliyor.  Böyle  Bolvadin   Dağları'nı  bulduk. Sonra Yunan   Kütahya' yı aldı.   Biz Eskişehir'e çekildik. Sivrihisar, Polatlı'yı geçti. Atladı Sakarya'ya arkamızdan Yunan. Ankara'ya doğru geliyor.

Oralarda bir çamlık var. O çamlıkta 18 gün durduk. 18 gün sonra yüklendik Sakarya Harbine. Taarruza geçtik Yunan'ın üzerine. Sakarya'da bozuldu Yunan. Kaçıyor. Süvarisi bir ağaç köprü, bir de demir köprü, tren köprüsü, iki köprüden geçti karşıya. Yunanlılar süvarileri geçince köprüleri bombalayıp yıktılar. Bu sefer Yunan piyadesi bizim tarafta kaldı. Yunan piyadesine bir süngü hücumu oldu orada. Kırıldı hepsi kâfirin. Sakarya nehri gavur aktı durdu. Geçtik biz de dubalardan Bolvadin'e geldik. Eskişehir'e kadar Yunanı kovaladık. Eskişehir'e geldiğimizde, bizim topun 7 mermisi kalmıştı. Biz orada Hücum Taburundayız. Oradan Akşehir'e gittik. 14 ay cephede durduk. Hazırlandık, emir geldi. Bir cuma günü öğleden sonra 2 saat Yunan mevzilerini bombaladık toplarımızla. Piyade de süngü hücumuna geçti. Afyonu aldık... Akşam namazı sıralarıydı, gavur çekildi. Bir kısmı esir alındı. Kovalıya kovalıya İzmir'e geldik. Sabaha karşı İzmir'e girdik. Su terazileri, İstasyon, Basmahaneyi aldık. Yunanlılar İzmir'de yangın çıkardılar. İki gemi kaçıyordu. Kadife Kale'den atılan toplarla gemiler geri döndüler.

İzmir'de; "Yaşasın Kemal Paşa" diye bağırı-şıyordu millet.

İzmir'de bedestende «Fedakâr Askerlere he-diyemizdir,» diyerek, börekçiler yazılar yazmışlardı. Askerlere parasız börek yediriyor-lardı. Berberler parasız traş ediyorlar, halk kordon boyunda askerlere mis kolonya döküyorlardı.

......

Samsun'da Atatürk'ü "Yaşa, Varol" sesleri ve alkışlarla kalabalık bir halk karşılamıştı.

......

Fransızlara karşı savaşırken, Kurttepe denilen yerde 33 Fransız tayyaresi üzerimize bombardıman yapmıştı. Kafama bir bomba parçası çarpmıştı. Orada yaralandım. Bir keresinde de topun yanına bir Fransız mermisi düşmüştü, patlamadı. O mermiyi alıp yanımızdaki dereye atmıştım. Derede patladı. Yüzbaşı geldi, gözlerimden öptü benim. "Bravo"  dedi.

Yine Fransız Cephesinde, düşman hücumu karşısında geri çekiliyorduk. Topu çeken mandanın biri vuruldu. Topu düşmana esir vermemek için kamasını dereye attım. Topu da dere kenarındaki ağaçlıkların içine askerlerle sakladım.

İzmir'de teskere aldım.

Eşim 6 sene önce öldü. Bir daha da evlenmedim. 9 çocuğum oldu. İki kız, yedi erkek. Bayramda torunlar toplanıyor da evler almıyor. Kim bilir kaç tane?

Madalyam var. İstiklâl Madalyası.

 

15.03.2015 - { 06:56 }
Şerif Ali Arslan

Çan - Mallı Köyü'nden 1309'luyum (1893). 8 yıl askerlik yaptım. Önce Balkana gittim. Balkandan geldim seferberlik açıldı. Seferberlikte kapalı kâğıtlar açıldı. Çanakkale'ye gönderdiler. Çanakkale'de 9 ay çakmak çaldım. Çanakkale cephesinde yaralandım ama hafif yaralandım. Çanakkale cephesinden Romanya'ya gittim. Romanya'da yaralandım. Edirne'de 3 ay hastanede yattım. Kuvayi Milliye zamanında da Yunan'a karşı çarpıştık.

İstanbul'da askerliğimi Harp Okulu'nda yapıyordum. Bulgar Cephesine gönderdiler. Bulgar bizi Çatalca'ya kadar sürdü. 9 ay durduk Çatalca'da. 7. Fırka, 21. Alay, 1. Tabur, 1. Bölük, 1. Mangada piyade eriydim. Anahtarlı Battal Mavzer vardı elimde. Çatalca'dan Bulgar'ın ardından Kırklareli'ne kadar gittik. Avcı kolunda gidiyorduk. Ateş açtı Bulgarlar, bizim mangadan 4 arkadaş şehit oldu. Bulgar hududunda 3 ay bulundum. Teskere aldım, köye geldim.

Köyde, seferberliğin ilân edildiğini duydum. Ramazan ayında çok sıcak bir cuma günüydü. Yaz günüydü, harman vakti yaklaşmıştı. Demet çekiyorduk arabalarla tarlalarımızdan

Muhtar:

- Kepez'e gideceksiniz. 9. Fırka, 25. Alayda bulunacaksınız. Çabuk yola çıkın, bana lâf gelir, dedi.

Vardık Kepez'e. Alay bizi Taburlara taksim etti. 25. Alayın 1. Taburunun 1. Bölüğüne düştüm.

Bir sene Çanakkale'nin içinde Cevat Paşa'-nın maiyetinde durdum. Cevat Paşa Arnavut’ tu. Grup kumandanıydı.

Düşman önce bahriye askeri çıkardı Kumkale’ ye. Kumkale'de 64. Depo Alayı vardı. Düşman bu alayın üzerine asker çıkardı. Biz de Geyikli' de bulunuyorduk. Telefon geldi, yetişin, diye. Biz varıncaya kadar çıkan düşmanı denize dökmüşler. Biz de sabaha kadar köyün içinde kalanı temizledik. Döndük Geyikli' ye. Bizi Üvecik tarafına gönderdiler. Deniz kenarlarında bekledik.

Bozcaada açıklarından yürüdü kâfir 32 parça zırhlı, torpido filan, mızıka çalarak. Önde Fransızın zırhlıları vardı, arkada İngilizlerinki.

Bizim deniz kenarındaki toplarımız atıyorlar ama ateş çıkartıyorlar sadece. Erdiremiyorlar gemilere. Zırhlılar Karantina’ nın altına doğru geldiklerinde, karşıdan Yıldız Tabya' dan ateş eden toplarımızdan biri, kâfirin zırhlısının birisinin bacasından koydurdu içeri mermisini. İki tanesi de kaçarken taşa kısılandı. Birisinin de direğini kırdı bizim topçular.

......

Bizi Üvecik' te tutmadılar. Çanakkale'den Eceabat'a geçirdiler. Gece de Seddülbahir burnuna geldik. 15 gün müfrezede bekledik, Seddülbahir'de deniz kıyısında. Ben de onbaşı vekilliği yapıyorum. 26. Alay geldi, bizi değiştirdiler. Bizim Alay geriye çekildi. Çamaşır filan yıkıyoruz geride. İngiliz’ in bir bombası düştü  çamaşır   yıkadığımız   yere.

Beyazlar kurumuş, alacalar kurumamıştı.

- Çadırların kenarlarına ası asıverin alacakları, dedim çamaşırcılara. Saat 6'yı bekledim. Nöbetçileri de çıkardım, çadıra geldim. Yatacaktım artık. Setreyi filan çıkardımdı. Başladı Seddülbahir Burnu yanmaya. Patır patır patlıyor ortalık. Alay Kumandanı toplan borusu çaldırdı. Kilerde 3 günlük peksimet varmış. Bölük Emini çabucak dağıttı peksimetleri askere. Hadi bakalım Seddülbahir'e. Şeytan Dere var bir, oraya geldik. Bizim 3. Tb. Zığındere' ye... 2. Tb. Eski Kale yerine. 1. Tb. Kirte'nin başına yürüdü. Bizim tabur 1. Tabur, bulunduğumuz yerde açıklık. Gâvur bir nefer görse, yağdırıyor mermiyi, kavuruyor ortalığı kâfir.

Aşağıya indik su terazilerinin yanına. Bir tane de Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni Posta bağırıyor:

"Atmayın, atmayın, bizim askerler" diye. Atmadık. Ateşi kestik biz de.

1 Tk. Asker kalmış koca 26. Alaydan. Bize doğru gelenler bu takımın askerleri. 26. Alayı karıştırıvermiş daneyle (bomba) kâfir. 26. Alayın yerini aldık 25. Alay olarak. Düşmanın karşısında 3 gün dayanabildik. Bir de Seyyar Jandarma Alayı vardı. Onlar da bizlerle beraber eridiler gittiler, mahvoldular. Orada bir burunda kaldık bir akşamüzeri. Bizim üzerimize çeviriverdi makinalı tüfeği düşman. 3 kişi kaldık bir koca takımdan biz. Düşman makinalıyla doğradı bizi. Doğradı. Bir jandarma neferi vardı yaralılar arasında, şarapnel bacağını kırmış. Bir jandarma yüzbaşısını gördüm, 7 yerinden yaralanmış. Bir mermi çukuruna çektik yaralıları. Biz de o çukurda gizlendik. Karşımızda düşmanın makinalı tüfeği 3 oldu. Sılayı veriyordu. Biz çukurda akşamı yaptık. Ben, Balıkesirli bir başçavuş ve Ahmet Pehlivan diye bir arkadaş, 3 kişiydik. Ahmet Pehlivan sonraki günlerde şehit olmuştu. Yaralı yüzbaşı ve asker de yanımızda. Biz burundayız. Düşman sağdan ve soldan ilerledi. Karanlık basmaya başladı. Ahmet Pehlivan bana dedi ki:

- Sen benim tüfeğimi al. Bu jandarma askerini götürelim.

Jandarma askeri de:

Aman din kardeşi, beni bırakmayın. Gâvur keser beni burada. Bak bacağımı şarapnel paralamış.

Yaralı jandarma askerini 200 metre geriye götürdük. Alçıtepe yanına doğru götürüyoruz.

Biz geriye giderken 7. Fırkanın askerleri, 20. ve 21. Alaylar avcı düzeninde geliyorlar. 

- Gitmeyin, gitmeyin, dedik.

15 gün onlarla beraber kaldık, baktılar bize. Bizim ne alay, ne tabur kalmıştı ortada. Sonra bir emir geldi. 25. Alaydan olanlar Kirte' nin yanında toplansınlar diye. Bizim alayın taburlarını filan doldurdular. Anafarta' ya götürdüler bizi. Düşman Anafarta' ya asker çıkarırken bir taraftan da Arıburnu'na çıkıyordu.

Anafarta’ da İsmail Tepe, Mestan Tepe' de çok karıştık kâfirle. Çok muharebe yaptık. Baş yukarı, yarlardan yirimlerden oluk gibi geliyor gâvur. Süngülerle, bombalarla sürüyoruz gavuru aşağıya. Denizden veriyor şarapneli kâfir, kendi askeriyle beraber bize de. Üç gün - üç gece hep muharebe yaptık Anafarta’ da. Gâvur bize, biz gâvura yükleniyoruz. Geriye çekildik. Topçular topları bırakmışlar. Biz topların kamalarını aldık. Biraz sonra topçular yerlerine döndüler. Biz de istihkâmlar kazmaya başladık. Kaldık. Gâvuru ilerletmedik.

Bir gün keşif kulundaydık. O gün ben yaralandım.

Keşif koluna giderken takımlardan 3 er, l onbaşı alıyorduk. Anafarta’ da İsmail Tepe İstihkâmlarında zifiri bir geceydi, karanlık. Sıçan yolunun içinden gâvur çıkıverdi. Beni süngüleyecekti tüfeğini düşürdüm. Gavurun arkadaşları ateş açtılar. Orda yaralandım kurşunla. Kolumu delmedi kurşun. Cızzt etti. Yaktı, geçiverdi. Yağmur çisiyordu zifiri karanlıkta. 4 kişiydi gâvurlar sıçan yolunun başında. Tüfeğini düşürdüğüm gâvuru arkadaşları sürükleyerek alıp götürmüşler. Gâvurun arkadaşları ateşe bastırınca geriledik biz. O zaman sürükleyip götürmüşler, ölmüştür her-halde o da. Sağ kolumda yaram.  Düşman istihkâmları bize çok yakındı. Sıçan yolundan eşeklerle yemek gelirdi bize. Nohut, bakla, fasulye, mercimek verirlerdi. Aç kalmadık. Tütün alırdık bazı. Bazen su bile zor gelirdi. Düşman kaçarken biz İsmail Tepe'deydik. Gece çekildi kâfir.  Ateş birden kesildi sabaha yakın. Bizden fedayiler gitti. İstihkâmlarının içinde mumlar yakmışlar. Topallar filan kalmış, öteki askerini çekmiş gâvur. Ondan sonra bizim asker yürüyüverdi. Geçecek yerlere bombalar yerleştirmişler. Bizimkilerden bir kaç kişi yaralandı. Ben de gittim düşman mevzilerine, her şey vardı. Çay, şeker, konserve kutuları. Domuzu kızartmışlar da cephane sandığı gibi kutulara doldurmuşlar, onları yerlermiş. Biraz sabun almıştım siperlerinden gâvurun. Sabunları verip yumurta alırdık köylerden. Fazla durmadık gâvur gittikten sonra, Kırklareli'ne geldik. Bana baştabip 3 ay izin verip köye gönderdi.

Çanakkale'de Bölük Kumandanımız Kulaksız Kemal derlerdi, Yüzbaşıydı. Takım zabitlerinin isimlerini hatırlayamıyorum.

Ben köyde 3 ay kaldım. Sonra vapurla Bandırma'dan İstanbul'a gittim. İstanbul'da bizi Çekmeceler’ de teşkil edilen 13. Fırka, 38. Alay, 2. Tabur'a verdiler. Birer iğne yaptılar, 5 gün istirahat ettik. Sonra topladılar bizi mızıkalarla geçirdiler. “Padişahım çok yaşa” diye 3 kere bağırttılar. Trene bindik.

36 vagon dolusu askerdik. Siviller, “Bunlar kurbanlık gidiyor” diyorlardı. Trenin önünde ve arkasında birer makinalı tüfek var. Edirne'den geçtik, Karaağaç'ta indirdiler trenden. Bulgarlar bize yemek verdiler. 3 saat istirahat ettik. Sonra tekrar bindik trene. Bulgarya içinden bir gün mü, iki gün mü gittik bilemeyeceğim pek. İkindi üzeriydi, Varna'da indirdiler bizi trenden. Pazarcık'ta kapışmış asker dediler. Toplar atılıyor, tüfekler patlıyor, yolların boyları yaralılarla dolu. Bağıranlar, inleyenler yol kenarlarında hep.

Alayca gidiyoruz, ilerde avcı hattı var düşmanın dediler. Sağdan soldan tüfek sesleri geliyor. Bizim alayın arkasında da makinalı tüfekler var. Biz iki kişi gözcü gidiyorduk ileride. İki kişinin, düşman askerinin üzerine vardık. Portatif çadırları örtünmüşler.. Tüfeklerini karınlarının altına alıp yüzükoyun yatmışlar, ayağımla dürttüm. «Ahhh» dedi biri.   Şöyle bir baktılar bize.

Bastırdık, davrandırmadık. Arkaya haber verdik. Arkamızdan da alaylar, taburlar geliyor. Aldık o iki askeri gidiyoruz ileriye. Bir takım düşman askerine rastladık. Biz gavurun içine girmiş gitmişiz de haberimiz yok. Akşam girdik cepheye, şimdi ise sabah yaklaşıyordu, öteden bir düdük  öttü. 

Bir ateş içinde kaldık ama sorma. Nasıl yattıy-sak   öyle   kaldık,   kıpırdayamadık   hiç. 56. Alay da yakınmış bizim olduğumuz yere. Gâvurun bir kısmı da 56'yı çevirmiş. Ateş de edemiyoruz kendi askerimizi vuracağız diye. Neyse bir kapı açtık gâvurdan. Orda 700 kişi esir almışız. Bizi sonra topladılar saydılar 300 kişiden 25 kişi kalmışız bir akşamda. Pazarcık Cephesinde oluyor bu. Sonra doldurdular yine taburları bölükleri askerle. Almanlarla, Bulgarlar da vardı bizimle beraber. Üç düveldik. 6 saat biz, 6 saat Alamanlar, 6 saat Bulgarlar tutuyordu cepheyi.

 Köstence ile Mecidiye arasında tutuştuğumuz muharebede yaralandım.  

Önce  istihkâmlardan başladık ateşe. Cephenin ortasında biz, sağda Almanlar, solda da Bulgarlar vardı. Biz orta yerdeydik dedim ya, yan ateşine aldı düşman bizi. Bulgarlar cephenin solundan üç kere hücuma kalkmışlar, söktürememişler düşmanı. Alaman Paşaları Osmanlıların askerini geçirelim oraya demişler.

Bir akşam Alay Kumandanı geldi, aldı götürdü bizi Bulgarların yerine. Değiştik. İki gün dinlenme verdiler bize. İstihkâmların önüne bir baktık, Bulgarları arpa demedi gibi döşemiş gâvur. Yaz günü de, şişmişler, davul gibi.

Alay Kumandanı bize nasihat verdi. Konuşma yaptı:

- Oğlum, bakın Alaman Paşaları yolladı bizi buraya. Söktürürse, Osmanlının askeri söktü-rür dediler. Babamız ancak bugün için yetiştirdi bizi. Yarın alafranga 5'de hücuma kalkacağız,  dedi.

Alafranga 5'de hücuma kalktık. Sağdan soldan ateş ediyoruz. Gâvur ne kadar topu varsa üzerimize atıyor, tozu dumana katıyor. Bir çukura indik biz. Topu üzerimizden aşıyor. Bir zaman soluk aldık. Su filan içtik.

Çıktık bulunduğumuz yerden tekrar gâvura hücuma başladık. Gâvurun istihkâmları tepe gibi bir yerde. Yüzü koyun yatıverdim. Gâvurun makinalısı biçiyor bizi. «Yandım!» diyen düşüyor yere. Düşman istihkâmlarının önündeki dikenli tellere 30 - 40 metre fian kaldık. O gece gâvur istihkâmlarında zıpır zıpır gezindi, durdu. Gece bizim mevcutları-mızı tamamladılar. Şehitlerin yerlerini doldurdular.

Sabah 7'de başladık gâvur istihkâmına ilerlemeye. Tel örgüleri kaldırdık. Gün doğmadan vardık istihkâlmara, dikildik gâvurun başına.   

Uyuyorlar mıydı, ne   yapıyorlardı bilmem.

Süngüledik istihkâmda hepsini.

Hatta birisi dedi bana:

 -Üç tane çocuğum var, elleme beni.

Türkçe söyleyince ellemedim. Onu süngüle-medim.

Çıkardık düşman askerlerini istihkâmlardan, 1700 kişi esir almışız. Onları geri götürdüler. Biz ilerledik gittik. Üç saatlik yer almışız o gün gâvurdan. Gâvur bir kere bozuldu mu

bir daha tutunamıyor artık. Gâvurun makinalı tüfeklerini aldık. Bazı arkadaşlar düşman ölülerinin çizmelerini, tüfeklerini, tabancalarını filan da aldılar.

.........

Ben yaralandığımda gâvur geri çekiliyordu. O geri çekiliyor, biz gidiyoruz üzerine. Köstence ile Mecidiye arasında sol ayağımdan iki yerden yaralandım. İki saat sonra yaralıları aldılar sıhhiyeler. Trenle Edirne'ye getirdiler. Yanık Kışlayı hastane yapmışlar. 3 ay Edirne'de hastanede kaldım. Alaman doktorları, Alaman hemşireleri baktılar bize hastanede. Tedavi olduk çıktık. Gelibolu'ya geldik. Beni bu sefer makinalı tüfeğe ayırdılar. Biz bir kaç bölük Enez'e gittik. Köylere dağıttılar bizi. Başımızda bir yüzbaşı vardı. İaşe topladık askeri birlikler için köylerden. Kendimiz de mısır, bostan ektik. Tezkereyi alınca köyüme geldim.

......

Çan'a Pazarköy derdik o zaman. Yunan Pazarköy'ü çevirmiş. Gece İlyas Çavuş haberi bizim köye getirdi.

......

 Yunan  geldi, çevirdi Pazarköy' ü, dedi. İlyas Çavuş aralıktan kaçmış gelmiş bizim köye. Gece yarısı toplandık köyde. Sabaha karşı Çan'a yardıma gittik. Hasan Ağa filan vardı. Şimdi rahmetli oldu çoktan onlar. Arkadaşların bir kısmı  Koca  Sınır' ın yanında bekliyorlar. Biz Hasan Ağa ile önden gidiyoruz. Ali Kuzu'nun çardağına vardık. Osman Efendi'nin bağının yanına geldiğimizde bir iki el ateş ettik. Bende Alman silahı var. Yunanlılar da Osman Efendi'nin evinin önüne çalı yığmışlar, ateşleyeceklermiş. Bizimle beraber karşıdan Tepe Köy tarafından ve Çavuş Köy yanından silahlar patlamaya başladı. Üç bir taraftan baskın gibi sanki birden başladı ateş Çan'a doğru. Yunan tutunamadı Pazar   Köy'ün   içinde, bağlıkların içinden Koca Konak denilen yere çıkmışlar. Makinalı tüfeği yerleştirmişler Koca Konağa. Hasan Ağa ile ikimizin üzerine Yunan'ın makinalısı ateş ediyor. Ben, Hasan Ağa vuruldu zannettim. O gene kendisini atmış hendeğe. Ben de oradan sürüne sürüne Yağ Yeri dediğimiz tarlanın içindeki ahlat ağacının dibine geldim. Kurşunlar bana doğru geliyor ama. Bir kurşun geçti kulağımın dibinden. Kulaklarım çın çın öttü. Kendi kendime “Ben burada   vurulacağım galiba” dedim. Sürüne kalka daha yukarılarda bir tepeye doğru geldim. Aşağıdan Kul-fa Köylüler, Çavuş Köylüler, Bahadırlılar, Yaya Köylüler geliyorlar. Bana biraz uzakta, ahlat ağaçlarının gölgelerine taksim oldular. Bizim köyden de hızlı hızlı iki kişi gidiyor onların yanına, birisi kardeşim Hamdi'ymiş. Ben de onlann yanına gittim. Bahadırlılı Mehmet Çavuş dedi ki:

            - "Buradan hücum edelim gâvura." Gâvur da bizim karşımızdaki sırtlarda, görüyoruz.

Ben lâfa karıştım.

- "Çavuş Ağa, biz buradan hücum edersek, gâvur indirmez bizi aşağıya, hepimizi biçer. Önünü keselim en iyisi gâvurun," dedim.

Bir kısmı dinlemedi. Tepeden aşağıya inmeye   başlamışlardı  ki,   Yunanın   makinalısı başladı ateşe. Vazgeçtik. Yunanın önüne dolaşmağa karar verdik, önüne de dolaştık gâvurun. Biz sırtta 5 kişi kaldık. Ateş ediyoruz. Gâvurun biri, pırnar çalısının arkasına diz çökmüş. Dizce bize atıyor. Bizim köyden Şaban Dede, kaykılıverdi kurşunu yiyince. Birimiz şehit oldu orada.

Onlar başaşağı, ben yan aykırı kaçtım. Beni vuracaktı gâvur amma, harman yerindeki arkadaşlar, çalının ardından ateş eden Yunanlıyı vurdular. Ben çalıların içlerine gizlendim. Yunan zabiti bile yanımdan geçti, göremedi beni. Recep dede de yaralanmıştı. Şaban dedeyi ve Recep dedeyi köye getirdik. Recep Dede köyde öldü. Ertesi günü 10 kişi kadar toplandık tekrar gittik Yunanlıların üzerine. Aşağıda derenin içinde bir gâvur çavuşu gördük. Yolun üzerinde ayağını sürümüş gâvur. Biraderim Hamdi:

 - Ağa, bu izi takip  edelim,  dedi, takip ettik. Derenin içinde yaralı oturup duruyor. Çavuşmuş hem de. Birader  çeki  çekiverdi kurşunu. Gâvur: «Bir daha. bir daha» diye bağırdı. Devrildi kaldı derenin içine. Yunan'a rahat vermedik hiç. 5 tane Yunan askeri vurdum ben o zaman.

......

Madalyam yok. Maaş almıyorum. Düşman Çanakkale'den çekip gidince, 3 ay izinle köye geldiğimde evlendim. Evlendikten hemen sonra Romanya cephesine gittim. Adı Şerife idi. 2 kız 2 erkek, 4 çocuğum oldu. Çocukların hepsi sağ. Bu sene 5. ayın ilk günü öldü.

İlkimdi. 76 senesinde de hacı oldum.

Gazi Hatıraları
Kayıtlı veri bulunamadı..