15.03.2015 - { 07:10 }
Mehmet Öztürk

Biga - Gürçeşme Köyü'nden 10 senede geldim askerden, İlkin Çanakkale'de girdim savaşa. Topçuydum. Sonra Çanakkale'yi geçemeyince kâfir Arabistan'a kıvrıldı. Bağdat yanlarına gittim, İngilizle boğuştuk o tarafta da. Sonra Fransızlarla Adana yanında çarpıştık. En sonra da Haymana taraflarına gelip Yunan'ın peşine düştük. 1310 (1894) doğumluyum. 87 yaşına bastım.

Çanakkale'de topçu ayırdılar beni. 5. bölüğe düştüm. Üç gün sonra geçirdiler bizi karşı yakaya. Arıburnu tarafına. Zığındere' de üç ay topların başındaydım. Üç ay ateş ettik düşmana. Ne boğazdan geçebildi, ne karadan. Geri gitti.

Biz topları Akbaş İskelesine indirdik. Bir vapura yüklendik. İstanbul'a geldik.

Toplar tamir oldular. Tekrar bir vapurla İzmir'e gittik. İzmir'den trene topları, mandaları yükledik. Konya' Ulukışla'da indirdik trenden. Koştuk mandaları toplara. Tarsus'a geldik. Tekrar trene yüklediler bizi... 4 topumuz var. 15’ lik ağır obüs. Neyse uzatmayalım. Bağdat yakınlarına sokulduk. Daha da ileri gittik. İran topraklarına filan girdik galiba... Kut-ül  Amara denilen yerlere vardık.

İngiliz'e karşı veriyoruz ateşi. O da bize atıyor mermiyi. Bir mermi geldi... İngilizlerden toplardan ikisi işe yaramaz hale geldi... 8 arkadaş da şehit oldu yanımızda. Ben ve Ali Çavuş kaldık topların başında.

Bozulduk. Geri çekiliyoruz. İngiliz de arkamızdan geliyor. Başka topların tekerleklerinden buluyoruz takıyoruz bizim toplara öyle çekiyoruz geriye. Bağdat'a geldik. Bağdat'ın yanında bir yer var. Samara dedikleri. Samara’ da toplandık. O gece Bağdat yandı. Cephanelikleri ateşe vermiş İngilizler. Sonra Musul'a geldik. Musul'da toplar tamir edildiler. Hadi bakalım Kürt Harbine. 8 ay durduk Kürtlerin karşısında. Kürtler Musul'a doğru kaçtılar. Musul'a geldik. Musul'da terk-i silah oldu. Silahları bıraktık. Toplayıverdi İngiliz bizi önüne... Nusaybin'e kadar getirdi.

Nusaybin'de Ali İhsan Paşa'yı İngilizler esir aldılar. 5. Ordu Kumandanıydı. Nusaybin'de trenin üzerine çıktı. Bir nutuk verdi Ali İhsan Paşa. Alay Kumandanımız vardı Kenan Bey. albaydı. Ali İhsan Paşa dedi ki: 

Kenan Bey, bu asker sana teslim. Diyarbakır, Urfa, Mardin, Elazığ bu arada bu askeri salmayacaksın. Beni İngilizler sınır çizmek için götürüyorlar. Ben gene geleceğim. Biz koştuk mandaları toplara Diyarbakır'a gittik. 1,5 sene durduk Diyarbakır'da. Yunan da o sıralarda çıktı İzmir'e. Fransızlar Adana'ya çıkmışlar. Biz Adana tren yolunu Fransızlarla sınır yaptık. 1.5 sene ateş yaptık Fransız'a oralarda.

Fransız Cephesinden hep gece gitmek üzere bir ayda Ankara'ya geldik. Topları getiriyoruz Ankara'ya. Gündüzleri gidemiyoruz. Yunan'ın tayyaresi görmesin diye gece gidiyoruz. O zaman yol filan yok. Ali İhsan Paşa'nın fırkasından 350 kişiyiz.

Ankara'ya 1 saat kalmış artık. Yakınlaşmışız. Deliktaş dedikleri bir köye varmışız. Yüzbaşımız Hasan Tahsin Bey, Bursalı Rıfat O köyden bir süvari yolladık Ankara'ya Köyde bize kadınlar börekler, çörekler getirip karınlarımızı doyurdular. Kadının biri geldi bizim Yüzbaşıya; ben de yüzbaşının yanındayım.

- Efendi, bu bizim halimiz ne olacak? diye sordu.Yüzbaşı da"

- Ne olacak kadın? dedi.

Kadın başladı konuşmaya:

- Bizim adamlarımızı aldılar, gittiler. Düş

man da hep bu tarafa geliyor. Öte gitmiyor.

Haymana'nın üstünden de düşmanın top ses

leri geliyor.

"Güürrr, Güürrrr" diye.

Yüzbaşı,   kadına bizi gösterip  dedi  ki:

Bugün dinleyin, yarın ötemez Yunan'ın topları.

Kadın sordu Yüzbaşı'ya:

-Neden?

Yüzbaşı bizi gösterdi eliyle kadına:

-Bu askeri görüyor musun? Çanakkale

Harbindendir bunlar... 8 senelik hepsi. Arabistan’ı kıvrandı bu asker. Katiyen gelemez

Yunan.

Ankara'ya gönderdiğimiz süvari geldi. Çıktık yola. Mandalarla gidiyoruz. Sabahleyin girdik Ankara'ya. Marşlar söyleyerek istasyona varıyoruz.

"Ankara'nın taşına bak

Gözlerimin yaşına bak

Ankara'nın dardır yolu

Yunan almış sağı-solu

Biz Yunan'ı mahvederiz

Gelsin Kemal Paşa Kolu"

"Korku nedir? İçimizde bilinmez Kanlı yazı alnımızda silinmez Biz var iken, Ankara'ya girilmez."

......

Böyle marşlar söylüyoruz. İstasyonda bulunanlarda bizi alkışlıyorlar.

Atatürk orada başımızdaki  Kenan  Bey'e. dedi ki:

-Asker saat 10'a kadar serbest. Saat 10'da tren gelecek. Sıçancık İstasyonunda inecekler. Haymana'nın Çulluk Köyüne toplar kurulacak. Sabahleyin ateşe başlayacaklar.

O sırada bir çok kadınlar geldiler. Kimileri yaralı, kimisinin memeleri kesikdi. Savaştepeli arkadaş var yanımda benim.

Kara Fatma dedikleri bir kadınmış o gene.

Çıktı biri trenin üstüne konuşuyor.

Biz onu yüzbaşı filan sanmıştık. Yaralı kadınları eliyle göstererek:          .

"Şu kadınların haline bakın. Çanakkale’ nin Biga denilen yerinden beri bu Yunan böyle yapıyor. Bu kadınların kimisi anneniz, kimisi bacınız yerine. Bunları gördünüz ona

göre, cepheden geri dönecek olanı, paşa da olsa vuracaksınız," dedi.

O gece biz Çulluk Köyüne gidip topları kurduk.

Sabahleyin başlayıverdik ateşe. Anam!

anam! anam! Üçüncü günü saat 8 sıralarında Yunan kaçmaya başladı. Sakarya nehrinden

 sığamıyor geçmek için. Bütün koşulu beygirlerini köprü yapıyor geçmek için nehirden. Biz

de Polatlı İstasyonu'nun oradan geçtik. Yunan geçtikten sonra birinci köyü yaktı           

"Yanık Köy" koyduk adını o köyün biz de. Yakıp kaçıyor Yunan. Biz hem gidiyoruz arkasından, hem ateş ediyoruz toplarımızla. Ağır obüs bizim toplar. Adî ateş yapıyoruz, 45 okka mermileri var.  Afyon'a gelince dayandı gavur. Kuvvetimiz yetmedi. Bir sene durduk Afyon köylerinde. Karadilli, Arızkaya, Göçenli, Kılıçkaya, Akşehir taraflarında bir sene durduk. Sene geçti. Bir sabah hücuma başlayacağız. Topları doldurduk... Bekliyoruz. Afyon Kalesi'nde de Yunan'ın topu var. Biz Ali İhsan Paşa Cephesindeyiz. Dumlupınar Cephesinde. Biz topçuyduk dedim ya! Atatürk hiç sakınmazdı bizden.  Yanımıza gelirdi. O sabah gene bizim yanımızdaydılar. Öteki büyük paşalar da vardı. Çakmak, Karabekir,  İnönü. Fevzi Çakmak Atatürk'e dedi ki: Mustafa, ben sabah namazımı kılsam,

Atatürk de: Hay hay Paşam kılın. Birazdan başlayacağız ateşe, bir daha kılamazsın.

Fevzi Çakmak ayrıldı namaz kılmaya gitti. Bizim 2 ağır obüs topumuz var. Yanımızda başka bölükte de 2 tane 7,5'luk top vardı. Sonra o 7,5'luklar İnönü tarafına gittiler. Toplar hazır mı? Hazır dedik. Gün işiyordu. Başlayıverdik ateşe. Bir atış, ardından bir daha... Yunan'ın Afyon Kalesindeki topu sustu. Öyle haber geldi. Başımızda Yüzbaşı Kemal Bey vardı. Sonra o Menemen bağlarında şehit oldu.

Dürbün elinde söylerdi mesafeyi...  Sektirmezdi. Yunan'ın Afyon Kalesi'ndeki topunu benim topun ikinci mermisi susturdu. Kumandanlarda yanımızdaydı.   Atatürk, Yüzbaşı Kemal Bey'e dönüp dedi ki:

-Bravo be Madalya yaz çavuşa!

İlk madalyayı ben aldım. Atatürk verdirdi.

benim madalyamı.

14 günde İzmir'e indik. İzmir'de vapurların üzerleri tütün dizileri gibi Yunanlı doluydu. Denizin üzeri de şapka... Vapur mu yeter onca Yunan'a... Def oldular... Gittiler. Sonra biz Manisa, Bursa, Bandırma'dan geçtik. İzmit'e dayandık. Ben İzmit'ten teskeremi aldım.

5. Fırka, 8. Alay, 2. Tabur, 5. Bölükteydim. Atatürk,  Grup  Kumandanıydı Arıburnu'nda. Bizim topların da yanına gelirdi. Orada Tahsin Bey vardı. Yüzbaşımızdı. Atatürk Ona derdi ki: Maşallah, Maşallah Tahsin Bey, bunlar öğrenmişler.

Afyon Kalesine attığımız zaman Yüzbaşı Kemal Bey şöyle emir vermişti. Ben de nişancıydım, topun başında.

"Mesafe 4600, 5 barut hakkı, dane, doğru." Emir buydu. İkinci mermide kaledeki topu sustu Yunan'ın.

Sonra bize döner:

-Mermiyi şöyle yapın, kolunuzu dayayın da öyle koyun. Korkmayın,, bir kere korku getirirseniz yüreğinize, hep korkarsınız. Korkmayın, diye konuşurdu.

Çanakkale Harbinde Zığındere’ de üç ay ateş yaptık... Düşman zırhlıları vardı dış denizde... Denizin üstü kasaba gibiydi... Gemi doluydu.

Arabistan'dan mandalarla çekip getirdik toplarımızı. Haymana'ya geldik. Maraş'ta da kaldık biz, Fransız'a karşı. O yüzden Maraş Fırkası da derlerdi bizim fırkaya.

Seferberlikte 80 kişi kadar gitti bizim köyden. Ben Arabistan'a gittiğim için geç geldim köye. Çanakkale'de kırıldı bizim bu köyden gidenlerin çoğu bir kaç kişi gelmişler... Onlar da ya kolu yok... Ya bacağı...

Üç aylık evliydim askere giderken 10 sene sonra geldim köye. Beş kız, bir erkek çocuğum oldu. Sonra oğlumu öldürdüler. Üç ayda bir maaş veriyorlar. Madalya maaşı. Yaralanmadım. Nine öleli çok oldu. Gözlerimin birisi hiç görmüyor. Birisini ameliyat ettirip açtırdım. O biraz görüyor. Öteki hiç görmüyor. Çanakkale'ye 18. Mart'a çağırıyorlar... Gidemiyorum ki... Gözler görmüyor... Nasıl gideyim...

 

15.03.2015 - { 07:09 }
Mehmet Yavaş

Çan-Göle köyü 1891 (1308)'liyim. 89 yaşına vardım. Balkan'a, Rus'a gittim. Çanakkale'de çarpıştım. Tekirdağ’dan Bulgar'a karşı gidiyoruz. Çıktık yola. Kış günü. Sürgün olmuşum, hastayım, 19 yaşındayım. Bacaklarım da kısa ve mecalim onbaşı yok. Çantamı aldı, silahımı ise çavuş aldı.

Gidiyoruz... Hayrabolu'dan, Lüleburgaz'a vardık. Gece orada yattık. Kasabadaki insanlardan kimse yok ortalarda... Kaçmışlar Bulgar'dan. Askerin biri dikilmiş bir dükkâna öteberini satıyor, dükkâncı gibi. Bir okka leblebi aldım. Sürgünüm ya, iyi gelir diye...

Bizim bir yüzbaşı vardı. Çok gözü açık bir adamdı... Kimseyi aç bırakmadı. Bizi yola çıkarır, kendisi atıyla hızlı gidip öndeki köylerde ekmek yaptırır, yolların kenarlarına koydururdu. Dağıtırlardı bize ekmekleri sonra....Biga, Bayramiç taburlarına bile çok ekmek verdik biz.

Akşamdan Bulgar'ın evinin önüne siper yaptık. Sabah aydınlanıverince harbe kapıştık. Ha bakalım...Ha bakalım...Harp,harp,harp!..

Bizim köyden bir Molla Mustafa vardı. O da bizim yanımızda imamlık yapardı. Bir kara çalının arkasına siper yapmış. Ben ondan körpeyim ama aklım ondan fazlaymış. "Molla" dedim;

-Çalı tutmaz kurşunu, alnı kabağına yersin. Çalının kökünün dibine yat. Molla yatıp öyle ateş ettiydi. Akşama kadar ateş devam etti o gün. İmdat gelmedi. Bozulduk geri çekildik. İstanbul yakınına vardık. Çatalca'da Bulgarla anlaşma yapıldı. Biz de teskere alıp geri geldik.

Seferberlik geldi. Kapalı kâğıtlar açıldı. Çanakkale Taburuna gittik biz de. Seddülbahir'de 6 ay siper kazdık. Soğandere'de de kazdık siper.

Sabaha karşı bir vapur geldi Seddülbahir önüne. Demir attı. Ortalık aydınlanırken geminin etrafı ise tamamen kayık. Manga kolunda kayıklar bizim siperlere doğru geliyorlar. 1500'e gelince, tüfeklerin mesafesine girince, bir ateşe başladık. Öğleye kadar kayık kırdık orada. Ne kayığı bitti, ne askeri bitti kâfirin...

Denizin üzeri hep gemiydi. Gavurun zırhlısı çoktu. İngiliz zırhlılarından atılan mermiler üzerimizden geçip gerilerimize düşüyor. Bize imdat gelmesin diye. Sonra eşek adalarına doğru gittiler. Bir ateş açtılar üzerimize, 26. Alay'ı toprağa gömüverdiler. Biz 25 kişi bir sıçanyolu bulup çıktık. Bir de baktık Seddülbahir önlerindeyiz. Gökyüzünde bir mermi patlıyor... Lapır lapır dolu gibi kurşun yağıyor üzerimize.

Bir binbaşı bizi orda bir derenin içine götürdü. "Arkadaşlar vatan elden gidiyor, namus gidiyor, ırz gidiyor,"diye konuştu. Binbaşıyla 26 kişi olmuştuk.

Soğandere'de hücuma kalktık. Denizden gavurun makinalı tüfek ateşi geliyordu. Biz ateş ediyoruz. Gavur da askerini kılıçla döve döve üzerimize yürütüyor. Ama askeri yürümüyor gâvurun. Kılıç ağarı ağarıveriyor. Yatsı namazı vaktine kadar ateş yaptık. Sonra 25. Alay imdadımıza yetişti. Soğandere'de belimden ve bacağımdan yaralandım. Kurşunla yaralandım. Belimde kurşun hala duruyor.

"Çanakkale içinde bir dolu sandık

Alayların içinde dört asker kaldık

Çanakkale içinde bir top kestane

Kalan gazilere çalı dibi hastane."

Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene. Bu akşam Soğandere'ye asker gelir. Sabaha kadar erirdi. İngiliz söktüremedi ve baktı baktı, gavur bir kolayını bulamadı, çekti gitti. Ben hiç "babam" diyen duymadım. Herkes "anacım" diye inliyordu. Gavur kaçtıktan sonra, İngiliz'in bıraktığı çuvallardan. Dereobalı Ali Çavuş, Hasan Onbaşı 3 okka üzüm almışlar. Yağmur yağıyor. Çantaları koyduk kıçımızın altına, avuç avuç üzüm yedik. Gavur kaçtıktan sonra bir kısmımız Mekke tarafına gitti. Bizim alayı gündoğuya çevirdiler. Rus'a gittik. Ruslarla ve Ermenilerle harp ettik.

Cephelerden geldim. Bir de baktım, çeteler ben Çanakkale’deyken karımı kaçırmışlar. Düşmanın topundan, tüfeğinden korkup kaçanlar, buralarda çete olup benim karıyı kaçırmışlar. İlk karının adı Medine idi. Sonradan Ayşe'yi aldım. Ayşe'den 6 çocuk oldu. Ne maaş alıyorum, ne de madalyam var. Yok bir şey. Cenk için dolaştık dünyayı şöyle bir çevirdik. Hamdolsun.

15.03.2015 - { 07:06 }
Mustafa Aksoy

Çan - Halilağa Köyü'nden Ben Mustafa Aksoy. 309'luyum. (1893) 88 yaşındayım. Seddülbahir'de bulundum. 9. Fırka, 26. Alay, 3. Taburdaydım. Fırka kumandanımızı hatırıma getiremiyorum. Bölük kumandanımız Yüzbaşı Ali îhsan Bey'di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi, Ayin Efendi vardı. Piyadeydim. Mevzilerdeydik Seddülbahir'de. Beşli mavzer tüfeğim vardı. Osmanlı mavzeri, 4 - 5 ay durduk mevzilerde.

Düşman asker çıkardı, bize doğru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiş. Sıçrama filan bilmiyorlar, öyle geliyorlar bize doğru. Bizde makinalı tüfek var. Basıyoruz kurşunu, döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaşlar tutuveriyorlar makinalıyı, tarayıp duruyor makinalı. Düşen kalıyor. Dediler ki, «Arap askeriymiş bunlar. İngiliz bilmeden getirmiş bunları diye konuşuluyor mevzide. Bilmiyoruz ki, onlarla muharebe yaptık, çarpıştık adam gibi.

......

Önce, düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateş yağdırdılar. Attılar, attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok, zırhlıları biraz daha sokuldular karaya. Tekrar ateş yağdırdılar. Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaştı tekrar ateşe başladı. Bu defa bizim topçular da ateşe başladılar. Zırhlıların ateşi bizim  topları susturdu.  Geldi  doğru   bizim ; önümüze Seddülbahir'e asker çıkardı. Zırhlısı, vapuru geldi oraya oturdu. Ben, “Bu gâvur geçemez emme, hadi  hayırlısı” dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü. Dışardan görünmüyor ama dışarda, deniz kıyısında adamları var ellerinde fitilleri. Gâvurun zırhlıları geçerken fitili ateşleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.

Gâvurun zırhlıları yürüdüler boğaza doğru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine, girdiler. Çimenliktekiler, Kirte deki toplar ateş etmeye başladılar gâvura. Ça nakkale'deki koca toplar filan.Gâvurun zırhlısının üzerine yukardan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop, devriliverdi gâvurun zırhlısı. Biz de istihkâmlardan görüyoruz bunları. Depinemedi gâvurlar, geçemediler boğazı, geri döndüler, çekildiler geriye.

Orada yaralandım Seddülbahir'de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Şerafettin Bey emir verdi. Bir konuşma yaptı önce mevzilerde. Besmele çekti baştan. Sonra “Ananız sizi bu günler için doğrudu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden, siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin, düşmandan korkup da. Öldüreceğiz düşmanı, denize dökeceğiz.” dedi.

Yüzbaşımız İstanbullu idi. “Süngü tak. Muharebe fişengiyle doldur, kapat” emrini söyledi. Birer de bomba var herbirimizde. “Hadi bakalım oğlum, ateş!” diye bağırdı. Gâvur da  askerini çıkarıyor deniz  kıyısından. İki yere iskele etmiş. Boyuna askerini boşaltıyor... “Şiddetli ateş!” diye bağırdı yüz başımız. Mevzilerdeyiz. At bakalım, at bakalım. Gâvur bizi görmüyor. Biz gâvuru yoruz mevzilerimizden. Biz hep ateş ediyoruz. Gâvur Zığındere tarafından çevirmiş. Yüzbaşı:  “Düşman bize ateş yapacak, geri çekilelim. Esir olacağız yoksa” dedi.

Ben o sırada mevzide vuruldum, bacaklarım tutmuyor.   Kurşun   delmiş iki   ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi birşey. Ufak ama yardı attı.

Bir çok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular. İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.

Yaralandık, geri çekiliyoruz. Anaca - babaca günü. Kanlı Dere'nin içine indik. Katırları, atları da derenin içine indirmişler. Onlar da titreşip duruyorlar. Sıhhiye filan yok Bacaklarım da soğudu kaldı.  Yavaş yavaş hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doğru Kirte'ye çıktık. Kirte'de kaldım, gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma, eliyle işaret etti.

- Otur, otur, dedi.

Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni, bayırın başı. Baktı bana zabit.

-Ne oldu? dedi.

-Yaralıyım efendim, dedim.

Atından indi. yanıma geldi, çöktü. Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi, düşmanın nerelerde olduğunu olduğu gibi söyledim. O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi:

- Bunu Maydos'a (Eceabat) götüreceksiniz.

Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim

kâğıdı alıp getireceksiniz bana, dedi

”Oh... Hele Yarabbi şükür.” dedim.

Aldı o iki asker beni Maydos'ta hastaneye yatırdılar. Maydos'ta hastanede de pek tutmadılar. Karabigaya gönderdiler. Karabi-ga'da da at arabasına bindirdiler. Biga'ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga'da hastanede yattım. Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabur yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepeye geçmiş Oralardaymış. Maydos'ta bize silah, cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye, birliğimize Semertepeye. 26. Alaya. Ben 26. Alayın 4. Bölüğündeydim. 3. Takım. 3. Mangadaydım.

Beni ve benim gibi olan hastanelerden gelen arkadaşları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz boğazında, İstanbul'dan 6 saat ilerde, Ağaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. 3 ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul'a gidiyordu kömürler. 2,5 sene kaldım madende. 7,5 senede geldim köyüme. Madalyam yok. 2 senedir maaş alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç'in Dongurlu köyünden. Adı Tayyire idi. 6 sene önce öldü. 1 kız, 2 erkek çocuğum var. Oğlumun yanında kalıyorum burada köyde.

Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman ateş yağdırırdı gâvur üstümüze.

Büyük kumandanlardan göremedim. Bizim gibiler nerde görecek onları?

 

15.03.2015 - { 07:04 }
Mustafa Tamkan

Ezine Geyikli Bucağı'ndan 1308 (1892) de Batı Trakya'da Fere Kasabası'nın Sahranlı Köyü'nde doğdum. 89 yaşındayım. Sonra Anavatana göçtük. Balkan ve Arıburnu Cephelerinde bulundum. Babamın adı Osman. Anneminki Ayşe.

Tekirdağ Mera Çeşmesi'nde askerliğe başladım. Oradan 52. Alay, 10. Bölükle Edirne'ye geldik. Tabur Kumandanımız Binbaşı Ahmet Bey'di...

Bulgarlar karşısında bozulduk. İstanbul'a doğru çekildik. Silivri'ye geldik. İki gemiyle bizi buradan Mudanya'ya getirdiler. Mudan-ya'dan Bursa'ya geçtik. Daha sonra tekrar Tekirdağ'a getirdiler. Buradan teskere aldım.

Aradan bir vakit geçti. Tekrar askere aldılar. Bu kez Denizli 52. Alaya düştüm. 10. Bölükte kıta çavuşuydum. Önce Korudağ eteklerinde Yerlisu'da bulunduk. Oradan Çanakkale Cephesine imdat geldik. Gece gece Kilitbahir'e, oradan da Soğandere'ye, daha ileriye gidip Kirte'de muhabereye girdik. Arıburnu ile Kirte arasına Fransızlar asker çıkarmışlardı. Fransızlarla çarpışmalar yaptık. Çok telefat verdirdik gavura. Daha sonra Zığındere ve Sazlıdere'deki çarpışmalara da katıldım. Süngü muharebelerine girdim. İstihkâma düşen bir el bombasını aldım, düşman tarafına fırlattım. Bomba havada patladı. Ateş kuvvetinden kolum sakatlandı. Çanakkale Cephesinde 6 ay bulundum. Makinalı tüfekte de bulundum. 750 mermi alırdı şeritlerimiz. Zığındere'de ökçemden yaralandım.

Çanakkale'den düşman çekilince askerin bir kısmını seçip Arabistan'a gönderdiler. Bir kısmını da Rumeli'ne Biz Keşan'a kadar yaya gittik. Oradan trene bindik. Fere, Dedeağaç, Gümülcine yoluyla Serez'e indik. Karasu kenarında Baraklı Cuma ve Ormanlı'da 6 ay savaşın içinde bulundum.

Grup ateşi yapardık.

Bu köyde Halil var. Şimdi yatalak hasta, o benim askerimdi. Daha sonra Köstence'ye vardık. Üç ay durduk. Oradan gemiye bindirdiler. Bandırmalı Kâşif Efendi adında bir yüzbaşımız vardı. Gemi İstanbul'a gelince bizi Selimiye Kışlasına indirdiler. 2. Dünya Savaşı sırasında da paraşüt askerliği yaptım.

Askerden sonra evlendim. 4 kız, 1 erkek, 5 çocuğum var. Çocuklarım kendilerine zor bakıyorlar. Bana ne faydaları olacak. Nine sağ. Her şey parayla. Ev kira, herşey satın. Hiç bir yerden gelirim yok. 65 yaş maaşı alıyorum.  Madalyam  yok.

Asker olduğumuz zamanlar türküler filan vardı. Akılda mı kalıyor? Bir tanesi şöyleydi:

«Yeşil bayrak arasında kırmızı gül goncası

Nerelerde mekan tuttu gönlümün eğlencesi. Burma burma duman tüter, dağın belinde.

Okunmamış ferman gelir düşman elinde

Yazan da kâtip yanlış yazmış uyku şerrinde

Gönder beyim ben yazayım zülfün telinde.

Gazi Hatıraları
Kayıtlı veri bulunamadı..