18.03.2015 - { 01:31 }
Kaymakam Aziz Bey Anlatıyor

Kemal yerindeyiz, muhterem kumandanımız Kaymakam (Yarbay) Aziz Bey, harbi arazi üzerinde izah ediyor. Bilhassa Anafartaları anlatıyor.

O vakit alayımın emir zabiti idim. Şu gördüğünüz mevzilerde bulunuyorduk. O sabah sağımızdaki siperlerden bir kürek kalktı. Bu kararlaştırdığımız bir hücum  işareti idi. Bir dakika evvel uykulu bir sükun içinde olan bu yerler, işaret verilir verilmez kulakları sağır eden müthiş bir  velveleye sahne oldu. Askerler bir taraftan tekbir getiriyor, bir taraftan borazanlar çalıyordu. Etrafı "Allah Allah" sedaları kaplamıştı... Ve askerimiz düşmanın bütün cephe boyunu tarayan ateşlerine kale gibi göğüslerini gererek ileri atılmıştı.

Bizim alayımız şu karşıda gördüğünüz sırtı tutacaktı. Düşman süngüsü, kurşun yağmuru bizi oraya varmaktan alıkoyamamıştı.

Efendiler, her türlü fenni teçhizata haiz düşman orduları bu celadet karşısında bir karış fazla ilerleyememişti.

Arkadaşlar, Çanakkale Harbi',nin her safhasında binlerce kahramanlık vardır. Bu binlerce olaydan beni muhakkak ölümden kurtaran bir tanesini söyliyeyim.

Demin bahsettiğim hücum esnasında zaptettiğimiz yeni mevzin ilerisine yürüyordum. Ayaklarıma iki kol sarıldı. Baktım  kahraman askerlerimizden biri ağır yaralı olduğu belli idi. Ayaklarımı tutmakta devam ederek ancak bir nefes gibi fısıldayarak: "Oraya gitmeyin... orda ölüm var!.." dedi.

18.03.2015 - { 01:29 }
Kepsutlu Koca Mustafa

Kepsutlu Koca Mustafa, ismine münasip kocaman bir askerdir. Mustafa, eli ayağı düzgün dev yapılı bir insan güzelidir. Seferberliğin başında askere alınmış, İstanbul'da alıkonulmuştu.

İyi bir asker olduğundan, talimlerde acemi er eğitiminde görevlidir.

Çanakkale'den sürekli kötü haberler gelmektedir. Bir gün iki kardeşinin de Çanakkale'de şehit olduğunu görünce artık duramaz. Duramaz yerinde. Hemen komutana çıkar, gidecek ilk birlikte Çanakkale'ye gitmek istediğini söyler. Önce yollamak istemez. Komutanı öyle ya oraya sadece şehit olmak için gidilir. Koca Mustafa'yı kaybetmek istemez komutan. Ama Mustafa'nın ısrarına dayanamaz, izin verilir. Koca Mustafa sevinçle ilk giden birlikle yola çıkar.

Gelibolu'ya varırlar. Birliği uzun süre yedekte tutulur. Çatlar Koca Mustafa. Ne heveslerle gelmiştir Çanakkale'ye, ama bir türlü savaşa girememiştir. Çatlar sıkıntıdan. Top seslerini, silah seslerini duyup, yaralıları görüp de savaşamamak sıkar Koca Mustafa'yı

Nihayet beklenen an gelir. Birliği cepheye gönderilir. Artık yerinde duramaz Koca Mustafa utanmasa sevinçten oynayacaktır. Yavaş yavaş harp mahalline ön siperlere doğru sokulurlar. Tam muharebe için sipere girecekleri sırada bir makinalı ateşi biçer bölüğünü, Koca Mustafa üç yerinden yaralanır, hemen sargı mahalline götürülür, oradan  hastahaneye sevk edilir.

Yüzlerce, binlerce yaralı inleye inleye muayene sıralarını beklemektedirler. Koca Mustafa sedyede bir dirseği üzerine hafif dayanmış, hüngür hüngür ağlamaktadır. Ağlamasından, yaşından, küfür etmesinden içeride doktorlar da rahatsız olmuşlar ki, birisi gelir yanına, sargılarını açar, yaralarını  muayene eder. O sırada Mustafa ağlamaya devam etmektedir.

Doktor muayeneyi bitirir. Mustafa'nın yanağına hafifçe dokunarak:

-Korkma asker korkma... Ağlama artık bu yaralar seni öldürmez. Ağlama... Ölmeyeceksin... Mustafa şaşırır birden... "Bu doktor ne diyor be" diyerek hızla doğrulur....

-Doktor... Yoksa sen benim ölümden korktuğum için ağladığımı mı sanıyorsun? Ben hırsımdan ağlıyorum, öfkemden  ağlıyorum. Tam sekiz ay talim yaptım... Bu günü bekledim... iki kardeşimin intikamını alamadan, düşmanla göğüs göğüse boğuşmadan, bir tek mermi bile atmadan yaralanıp harp dışı oldum, ona ağlıyorum...

Doktor eğilir alnından öper Mustafa'nın. Her gün binlerce kolu bacağı kopuk yaralı gören doktor da ağlamaktadır. (1)

Selam söyle yarime Gençliğime doymadım Çanakkale'den beri Bir tek düşman koymadım

(1) Koca Mustafa iyileşir iyileşmez siperlere dönmüş intikamını almıştır.

18.03.2015 - { 01:28 }
Benim Gözlerim Göreceğini Gördü

18 Mart günü Çanakkale Boğazı cehennemi bir hava solukluyordu. Denizden atılan top mermileri ile tabyalar hallaç pamuğu gibi atılıyordu. Mehmetçikler şarapnel parçaları ile yaralanmasalar bile metrelerce havaya kalkan toprağın altında kalarak canlı canlı gömülüp gidiyorlardı.  Mecidiye Tabyası da bu durumdan payını alanlardandı. Hatta belki de payını en çok alanıydı. Çünkü boğazı sabahtan beri zorlayan gemilerin çoğu kendilerine hedef olarak bu tabyayı seçmişlerdi. Bu dehşetli hava devam ederken birkaç top mermisi tabyanın tam ortasına düşmüş, Mehmetçikler savrulup gitmişlerdi. O an Koca Seyit’in destanlar yazdığı andı.

Mehmetçik neredeyse o gün orada olan bir kahraman vardı başlarında. Cevat (Çobanlı) Paşa. Kendisi Müstahkem Mevki Komutanlığı yapıyordu Çanakkale’de. Ve o gün askerleriyle birlikte bu kahramanlığın yazılmasında en büyük emeğe sahip olanlardan biriydi.  Mecidiye Tabyası’nın başına gelenler onun kulağına gitmişti. Böyle bir durumda yerinde duramazdı. Hemen atına atlayarak, havada uçuşan top mermisi ve şarapnel parçalarına aldırmadan boğazın Rumeli yakasına geçerek Mecidiye Tabyaları’nın bulunduğu yere doğru yöneldi. Namazgah Tabyası’nda geçerken toza toprağa bulanmış şehit naaşlarıyla karşılaştı. Yaralılar da sağda solda kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Yıkıntıların arasında bir asker dikkatini çekti. Hâl ve tavırlarından ağır yaralı olmadığı anlaşılıyordu. Peki, bu durgun halinin sebebi neydi? Acaba bombardımanın etkisinden hala kurtulamamış mıydı?  Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, askerin yanına yaklaştı ve sordu:

—Neyin var evladım?

Mehmetçik sesi tanımıştı. Ok gibi ayağa fırladı ve hazır ola geçti. Cevat Paşa’nın gözleri, gencin gözlerine takılıp kalmıştı. Çünkü genç Cevat Paşa’ya değil de sabit bir şekilde farklı bir yöne bakıyordu. “Gözlerine bir şey mi oldu evladım?” diye sordu Cevat Paşa. Ama gördüğü manzara karşısında kendisine zor hâkim olmaktaydı.

Mehmetçik, kendisinden beklenmedik kararlılıkla şu cevabı verdi:

—Üzülmeyin kumandanım, benim gözlerim göreceğini gördü.

Evet, gerçekten de vatan müdafaası yolunda gözlerini seve seve kaybeden bu mübarek gazi, göreceği şeyleri görmüştü. Dünyanın Düvel-i Muazzaması denilen büyük devletlerin dev gemilerinin, kahraman Osmanlı askerleri tarafından nasıl durdurulduğunu ve batırıldığını, vatanını çiğnemek için gelenlerin nasıl yüz geri edildiklerini görmüştü. Evet, artık gözlerinin ışığını yitirmişti. Ama bugün gördüğü manzaralar ona bir ömür boyu yetecekti.

18.03.2015 - { 01:13 }
Saka Hüseyin

"İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası'na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu'lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı.Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı.

Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: "Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere" katır gide-gele bu yollara alışmıştır.
Fakat yolda, Hüseyi'nin çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu:

"Pınar baştan bulanır
İner dağı dolanır
Al başımdan sevdayı
Buna can mı dayanır.
Rinna, rinna yarim
Rinna, rinna."

Saka Hüseyin damacanlarına suyu doldurarak "deh" deyip akşam karanlığında yola koyulur.Siperlerde 2. Bölük su bekliyor.Yaralılar daha da çok su bekliyorlar.Birden bire, yanı başında iki karartı beliriyor.Gavurca haykırıyorlar!

"Dur! kımıldama!"

Hayrabolulu Hüseyin'in yapacak hiç birşeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, "Kumandan, kumandan?..." diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak "Emret gavur kumandan!" der.Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder.

"Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir.Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!" ve arkasından ilave etti.Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!"

Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir... Gözleri dolar.İlk iş Hüseyin'i kucaklayıp iki yanağından öpmek.İkinci iş, Hüseyin'i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin'i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o " comed bell" kutularından, Oxo et suyu özündeni sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak...Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik' tedir."

Baki Vandemir Paşa
Çanakkale Savaşları Komutanlarından

Menkîbeler
Kayıtlı veri bulunamadı..